Tarihî Hikâyeler

Şeyhül-islâm Hoca Saadeddin Efendi ve Vâlidesi (annesi) Safiye Sultan'ın teşvikiyle, (Eğri Fâtihi) Sultan III. Mehmed Hân; Haçova Meydan Muharebesi dönüşünde, bu zaferin şükrânesi olarak güzel bir Câmi yapılmasını ferman eyledi... İstedik ki Müslümanlar, bu mübârek yerde hergün 5 vakit cemaat olsunlar, şükretsinler, dağılmasınlar... Yıl 1598.

Sultan Ahmed Câmii'nin inşa edildiği yıllarda birgün, ''Pâyitaht'ı Cihan'' olan İstanbul halkı, çok garib bir haberle uyandı... Sözde Rus Kazakları, Sinop'u basmışlar ve birçok esir ve ganimetle memleketlerine dönmüşler!... O zamanlar Karadeniz kapalı bir Türk Gölü olduğu için olay, herkeste şok tesiri meydana getirmişti.

Yavuz Sultan Selim'in Has nedimi, HASAN CAN'ın oğludur.

Üçüncü MURAD ve Üçüncü Mehmed Hân'ların Baş Hocası'dır. Şeyhülislam da olduktan sonra ''Câmi'ur Riyâseteyn'' ünvanını kazanmıştır.

Kendisi hocaları: ''Müfti'üs Sakaleyn: İnsanların ve cinlerin müftisi Ebussuud Efendi ve Karamani Mehmed Efendi'dir.

Sultan III. Mehmed, babasınında Hocası olan Saadeddin Efendiyi, ''Şeyhül'islâm'' yaptı.

Mübârekler ''Kâtip Çelebinin yazdığına göre'', her Cum'a günü Ayasofya'da sorulan sualleri; Türkçe, Arabça, Farsça cevaplandırırdı. Bâzen nesir, bâzen nazım kullanırdı...

Sultan III. Mehmed Hân, ''Eğri'' Seferi Hümâyûnu üzerinedir. Bu sırada Hoca Saaded'din Efendi, ''hummaya'' tutulmuştur.

HAÇOVA'da düşman beklemektedir...

Toplanan ''Harp Divanında'' muhtelif fikirler serdedilir. Padişahın katıldığı bir muharebenin ''Allah korusun'' kaybı hâlinde; herşeyin biteceğini, beyan edenler mevcuttur. Anlaşma yolu isteyenler, başka yerde karşılaşalım diyenler... ve sayire... arasında, Hoca Efendi söz alır;

Şerefi, Hoca SAADEDDİN EFENDİ'ye ait olan meşhur, EĞRİ Sefer-i Hümâyûnu başlamak üzeredir. Kanuni vefat ettiğinden beri (30 yıl) hiçbir Osmanlı padişahı, bizzat sefere çıkmamıştı...

20 Haziran 1596 Çarşamba günü III. Sultan Mehmed Hân, Davutpaşa Ordugâhına geçti. Yanlarında Veziriâzâm, anadolu ve Rumeli Kazaskerleri, Yeniçeri Ağası, Vezirler ve Şeyhül'islâm Hoca Saadeddin Efendi ile İngiliz Elçisi Sir Edward da bulunuyordu.

25 Ekim 1596 Cuma gecesi Sultan III. Mehmed Hân, otağı Hümâyûna Şeyhül'islâm ve Müftü'is Sakaleyn Hoca saâded'din Efendi'yi dâvet etti. Son bir meşveretle bulunmak istiyordu. Hâce-i Sultânı, girer girmez sordu:

- Hayırdır İnşa'Allah Devletlum!...

- Hayırdır Hocam, hayırdır... Bir noktada vuzûha varamadıkda...

- Mesele nedir acep?

29 Ocak 1590 tarihinde Cihan padişahı III. MEHMED, kalabalık İranlı Sulh Elçilerini kabul etti. Aslında 600 kişilik bu heyetle, Safevi Şahı'nın veliahtı olan tek Şehzadesi Haydar Mirza da, rehine olarak getirilmiş idi.

12 yıl süren kanlı Türk- İran savaşına son vermek isteyen Safeviler, kesin sulh teklifinde bulundular. Çünkü Doğu ve Batıdan Sünni Müslümanların arasında sıkışmışlardı...

III. Murad'ın Tâbutu, Topkapı Sarayı ''bâbüs- Sââde'' önündedir. Yeni padişah, Ulemâ, Vüzerâ, Şürefâ, Sülehâ Gurabâ, Fukarâ ve Devlet Erkânı...

Cenâze namazı kılmak üzere hazırdırlar.

Hoca Saaded'din Efendi:

Saaded'din Efendi çok zengindi. Tıpkı ''İmâm-ı Azâm'' gibi.

Beşiktaş halkından, bir kısmı müracaatla:

- Hocam! Bizim şu fakir mahallesine, bir ''Ekmek Fırını'' ile, bir ''Hamam'' yaptırılmasına delâlet buyurmanızı...

diye rica etmişler...

Hoca Saaded'din Efendi, bütün Ulemâ'nın âdeta ''Kutbu'' hâline gelmişti. Nâmını zikr için ''Hoca Efendi'' demek kâfi idi.

Artık o'nun talebeleri de ''meşhur'' olmaya başlamışlardı. Hepsi de o'nun, ''irfan halkasından'' olmakla övünüyorlardı.

Mevlâna Aliyyü'n Nakib, Molla Ali, Seyyid Kasım Gubari, Azmi-zâde, bunlardan birkaçıdır.

Bilhassa Seyyid Kasım dikkati çekmiştir. Kâtib Çelebi'ye göre:

Müslüman Türk (Osmanlı) hâkimiyetini yayan, iki büyük kuvvet mevcuttur.

1) Mücâhid, Gâziler ORDUSU

2) Ulemâ (Âlimler) ORDUSU...

Âlimler arasında ''Hoca Saadded'din Efendi'' parlak bir mevki işgâl ederç

Bilindiği gibi babası, HASAN CAN'dır. O'nun babası Hâfız Mehmed, O'nun babası Hâfız Cemâleddin Efendilerdir. Cümlesi, Yavuz Selim Hân ''Cennet mekân) tarafından, Çaldıran Zaferinden sonra, İran'dan getirilmişlerdir.

''Eğri Fâtihi'' Sultan III. Mehmed Hân'ın bu ''Seferi Hümâyûnuna'' birçok Elçi de katılmıştı...

Bunlar arasında Fransız Elçisi François Savari ile İngiliz Elçisi Kont Barton, bilhassa dikkati çekerler.

Elçi Barton itibar sahibi idi. Çünkü meşhur ''Hoca Saadeddin Efendi''nin dostluluğunu kazanmıştı. Bu yüzden halk ve ''Bâbıâli'' mensuplarınca seviliyordu.

Bu elçinin çalışmaları sâyesinde, İngiltere Kraliçesi Elizabet'e gönderilen, 1596 tarihli ''Nâme-i Hümâyûn''da şunlar yazılıydı:

1586 yılının Bayramı kutlanıyor. Sultanlar Sultanı Murad Hân, sabah namazını Haremde edâ ettiler. Sonra Muayede (bayramlaşmak) için, Bâb-üs Saade (İ. Saray Kapısı) önüne kurulan (TAHT-I CİHÂNA) geçtiler. Bu taht, geçen yıl Vezir İbrahim Paşa tarafından, Mısır armağanı olarak takdim edilmiş idi. Bugün bile Topkapı Sarayında görüldüğü gibi, etrafı 80.000 miskal altınla kaplanmıştır... Tahtta bulunan mücevherler arasında bilhassa yeşil zümrütler, gök yâkutlar ve mavi firûzeler, göz kamaştırmaktadır.

Mühim anlarda, mühim adamlar iş başına getirilir. Zaten onlar, ancak böyle zamanlarda görev kabul ederler. Vazifelerini yaptıktan sonra, tekrar köşelerine çekilirler.

Osman Paşa, pek kıymetli bir Devlet adamıydı. Babası Özdemir Paşa, SAN'A Fâtihi; anası ise, Halife soyundan geliyordu.

Orduyu Hümâyûn'la birlikte 29 Ekim 1585'de Tebriz'den İstanbul'a hareket etti.

Site İçeriklerinde Arama Yap

Akademik Pencere

Bilim İnsanları

İnsanlığa Yön Veren Bilim İnsanları

İcatlar Dünyası

Hayatımıza Yön Veren İcatlar Dünyası

Osmanlı Devleti Padişahları

Tarihe Yön Veren Osmanlı Padişahları

DEPO'yu Keşfet!

Sponsorlu Bağlantı

Denizli'm Temalı Kısa Film

Türkiye'nin Turizm Potansiyeli Turizm Uygulamaları